
27 Aralık 2010 Pazartesi
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?

24 Aralık 2010 Cuma
Bayrampaşa geliyoruz!!!!
19 Aralık 2010 Pazar
çamura ragmen kazandık
İstanbul caddesi değil sanki paris

14 Aralık 2010 Salı
16 Kasım 2010 Salı
13 Kasım 2010 Cumartesi
31 Ekim 2010 Pazar
Lüleburgazspor-İstanbulspor
14 Ekim 2010 Perşembe
Alında rahatlıyalım
gecen haftaki bana göre süpriz olan yenilgiyi unutmak için persembe gunu kazanmak zorundayız
14.10.2010 da saat 15 te lüleburgaz sehir stadındayız
9 Ekim 2010 Cumartesi
ZoRluKLaRı AşTıK GELİYORUZ!!!!!
5 Ekim 2010 Salı
3 Ekim 2010 Pazar
rahat almamız lazım
28 Eylül 2010 Salı
yorumsuz

Neler söylemek istedim sen giderken
Sessiz çığlıklarım boğazımda düğümlendi,
adım atmak istedim
Koştuğumu sandım hatta
cümleler kurdum, anlattım sana derdimi
...hatta yalvardım, haykırdım sandım
oysa sen giderken ben ardından sadece, bakakaldım öylece donakaldım.
inanamadım
Kirpiğimden süzülen damla
Ve ayrılığın adı, hoşcakal
Sen gittikten sonra hoş kalırım mı sandın
alır mıyım bir bardak demli çayın tadını
Perdeyi açınca içeri giren güneş, ısıtır mı sandın
Görür müyüm sandın açan çiceği
bakar mıyım sandın batan güneşe
dilek tutar mıyım kayan yıldıza
Koklar mıyım sandın yağmurun kokusunu
sever miyim sence baharları?
Ayrılığın adı, hoşcakal
Ben senden sonra yaşar mıyım sandın
peki o zaman sende hoşcakal......................
25 Eylül 2010 Cumartesi
18 Eylül 2010 Cumartesi
hakemlere ragmen 1 puan iyi
17 Eylül 2010 Cuma
Başın sağolsun feritim...
16 Eylül 2010 Perşembe
13 Eylül 2010 Pazartesi
Bari sen yuzumuzu guldur
9 Eylül 2010 Perşembe
6 Eylül 2010 Pazartesi
O sene Bu sene

4 Eylül 2010 Cumartesi
3 Eylül 2010 Cuma
Baslıyalım Artık:)
24 Ağustos 2010 Salı
işte bu yuzden kaybediyoruz

6 Temmuz 2010 Salı
İçimizden biri haldun üstünel
O dengeleri kimler kuruyor,kimler oluşturuyor bilmek pek mümkün değil. Basından takip edilen kısmında bizlere yansıtılanlar ve yakın çevrelerden alınan duyumları bir kenara koyarsak ortaya çok garip sonuçlar ortaya cıkıyor. Birileri Haldun Üstünel'in başarısını kaldıramıyor. Galatasaray'ın menfaatlerini yücelten birini çekemiyor. Derin Galatasaray belkide kişisel çıkarlarını;Galatasaray'ın üstünde tutuyor. Öyle ya Galatasaray'ı sadece onlar sevecek. Galatasaray sadece onların ..
Haldun Üstünel ismi belkide onlara Galatasaray'ın halkın takımı olduğunu. Galatasaray'ın bir Dünya Markası olduğunu hatırlattı. Bu hatırlatma o derin Galatasaray'ın zihninde bazı gel gitlere yol açtı. Yoksa Galatasaray elimizden gidiyor mu dediler ? Yoksa Haldun Üstünel biraz fazla mı olmuştu ?
Tesadüfler sadece aptalların inanacağı şeylerdir. Bu istifanın zamanlaması tesadüfi olamaz. Böyle bir şey gülünçtür. Başkanlık seçimlerini kaybeden; Adnan Öztürk. Bu seçimlerin galibi Adnan Polat. Peki sonrası ?
Sonrası işin biraz çetrefilli tarafını oluşturuyor gibi duruyor. Adnan Öztürk. Lisenin desteklediği o dünya vizyonunu benimsemiş ama maalesef Haim Fresco gibi bir ismin Canaydın döneminden sonra tekrar hortlamasını uygun gören bir başkan ... Acaba bu istikrarsızlık sürecinden ve istifadan bir prim sağlayabilir mi ? Deli saçması diyip geçmek en kolayı ama neden olmasın ?
Adnan Polat. Sayın Başkan bu istifa sürecinde soruların en çok yöneleceği isim. Durum buraya gelene kadar acaba sayın başkan neden buna müdahele etmedi ? İnsan bu kadar başarıyı, Galatasaray'ın menfaatleri doğrultusunda yapan birinin arkasında durmaz mı ? Ya da neden duramadı ? Engel olanlar neydi .. Attan inip eşşeğe binmek mi var yoksa Başkanın yeni politikalarında ? İnsan bu soruları sormadan edemiyor kendisine.
Son olarak ufak bir kıyaslama yapalım mı ? Transferin t sini bilmemesine rağmen kendini t cetveli gibi görüp düzgün çizgiler çiztiğini zannedip; yamuk işlere imza atmaya bayılan Sayın Adnan Sezgin'le. Transfer konusunda rüzgarlar estirip, sonbahar rüzgarları misali ayrılık senfonisine katılmaya mecbur olan. O içimizden birisi Haldun Üstünel.
Barusso; Carrusca; Skibbe; Leo Franco, İnamoto, Serkan Kurtuluş .. ve daha niceleri Sayın Adnan Sezgin'in transfer dehası olduğunun bir kanıtıdır .. Göremediğimiz o ince zekasını eleştirmek bile abes aslında ama demokratik haklarımız çerçevesinde yazımızı yazıyoruz işte ..
Birde transferden anlamayan Haldun Üstünel'e bakalım. Milan Baros; Harry Kewell; Frank Rijkaard, Abdel Kader Keita; Elano ... Galatasaray'da bir şey yapamamış bir sürü isim .. Boş transferler ...
Galatasaray Spor Kulübü Haldun Üstünel gibi bir ismi böylesine bir duruma sürüklemişse söylenecek çok da bir şey yok aslında .. Yazılan çizilenler boşa. Vefanın sadece bir semt adı olduğunu bizlere hatırlatıyor ...
Ama şunu asla unutmamak gerek. Biz Haldun Üstünel'e içimizden birisi dedik .. Ve gene bizim güzel bir beste sözümüz var .. Herkes gider biz kalırız BİZ GALATASARAYLIYIZ ..
Herkesin gidip sadece Haldun Üstünel'in kalacağı günler elbet gelecektir .. Ömrümüz vefa ederse yaşayıp görürüz ..
eskiacık blogtan aldım yazıyı çok guzel yazı olmus tesekkurler utku
18 Haziran 2010 Cuma
teşekkurler hıncal
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..
"Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.
Dahası..Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde,bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan: "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı..Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi..
Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..Kız "Keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..
Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..
"Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız.
"Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece..Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı..
"Yaaa!.."Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun.."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hâlâ düşünüyor..O uzun, çok uzun bekleyiş aşkını öldürmüş müydü, acaba?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini yaşatmak için mi, yaşayanı silmişti yani?.. Yokluğunda bulmak bu mu demek oluyordu?..Ya da.. Ya da..Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor..Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı bendim!..
Hıncal Uluç
not:bu yazı yıllardır basucumda durur tesekkurler hıncal uluç bugunlerde bu yazıyı daha çok seviyorum
8 Haziran 2010 Salı
kasabadan kente lüleburgaz

Ali Hoca bu kitaba 10 yılını vermiş, bunun yarısı sadece belge,bilgi araştırmak; makale okumak, fotoğraf çekmek ile geçmiş bu arada Ali Hoca'nın söylediğine göre 100binden fazla belgeyi fotoğraf çekmiş . 5 sene de bu eseri yazma işi sürmüş.
Bu 1. kitap Lüleburgaz'ın, eğitim ve kültür tarihini anlatıyor. İçeriğinde sağlık, spor, tiyatro ile ilgili fotoğraf, bilgi ve belge mevcut. 2.kitap siyasal hayatını konu alacakmış. Ali Hoca 2. kitabın ekim gibi piyasaya çıkacağını söyledi, o kitabı da merakla bekliyoruz.
Hocamıza çok teşekkür ediyoruz, bundan sonraki yazarlık hayatında başarılar diliyoruz.
Kitaplar belirtilecek bir kırtasiyede satılacakmış. Fiyatı:25 TL
bu toplantıda beni yalnız bırakmayan utku kagan ve mustafaya cok tesekkurler
yazı:lüleburgazspor1967 den alıntıdır
30 Mayıs 2010 Pazar
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Haydi kırklareli gel yanımıza
27 Mayıs 2010 Perşembe
Haydi trakya bisiklet turuna

-1. TRAKYA BİSİKLET TURU -BU YIL İLK KEZ DÜZENLENEN VE 9 ÜLKEDEN 11 TAKIMDA 77 SPORCUNUN KATILACAĞI 524 KİLOMETRELİK TRAKYA BİSİKLET TURU 4 ETAPTA KO
-1. TRAKYA BİSİKLET TURU-BU YIL İLK KEZ DÜZENLENEN VE 9 ÜLKEDEN 11 TAKIMDA77 SPORCUNUN KATILACAĞI 524 KİLOMETRELİK TRAKYABİSİKLET TURU 4 ETAPTA KOŞULACAK 27.05.2010 - 1. Trakya Bisiklet Turu (Tour of Trakya), yarın Tekirdağ'ın Malkara ilçesinden başlayacak.Türkiye Bisiklet Federasyonunun resmi internet sitesinde yer alan bilgiye göre, federasyonun 2010 sezonunda düzenleyeceği 2.2 kategorisindeki dört uluslararası yarış serisinin ilk ayağı olan ve yarın Malkara'dan başlayıp 4 gün sürecek turun ev sahipliğini, Tekirdağ Valiliği ve Tekirdağ Belediyesi üstlenecek. 4 etaptan oluşan ve 524 kilometrelik parkurda gerçekleştirilecek turda, 9 ülkeden 11 takımda 77 bisikletçi mücadele edecek.Trakya Bisiklet Turu, 2012 Londra Olimpiyat Oyunları için vize alma yolundaki milli bisikletçiler açısından önemli bir puan mücadelesine sahne olacak. Tur, milli takımın yanı sıra kulüp ve sporcuların gelişmesine de önemli katkı sağlayacak. Türkiye Bisiklet Federasyonunun 2010 yılı takviminde 2.2 kategorisinde düzenlenecek diğer turlar ise Tour of Victory (26-30 Ağustos), Tour of Marmara (10-13 Eylül), Tour of Gallipoli (1-5 Ekim) olarak açıklandı.1. Trakya Bisiklet Turu, şu etaplardan oluşuyor:1. Etap 28 Mayıs 161 kilometre (Tekirdağ-Malkara-Hayrabolu-Tekirdağ)2. Etap 29 Mayıs 113 kilometre (Tekirdağ-Marmaraereğlisi-Çorlu-Tekirdağ)3. Etap 30 Mayıs 166 kilometre (Tekirdağ-Hayrabolu - Lüleburgaz-Muratlı-Tekirdağ)
4. Etap 31 Mayıs 84 kilometre (Tekirdağ-Şarköy)
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Münferit

23 Mayıs 2010 Pazar
21 Mayıs 2010 Cuma
Vavien

15 Mayıs 2010 Cumartesi
Kara Köpekler Havlarken

13 Mayıs 2010 Perşembe
Ejder Kapanı

10 Mayıs 2010 Pazartesi
Trakya İçin Sporda Güzel bir Haftasonuydu

Edirne Olinspor Beko basketbol ligine yükseldi ve trakya spor tarihine adını altın haflerle yazdırdı

